11 Şubat 2017 Cumartesi
GECEYE DAİR
Gece, tutkunları için her daim yalnızlık, sessizlik ve farklılık demektir dostlar. Öyle çok fazla gece müdavimi olmadım ama ne zaman işim düşse gece, her zaman halden anlar bir dost edasıyla karşılamıştır beni.
Herkes uyuduğunda, tabiri caizse " el ayak çekildiğinde" , 'kendinle kaldığında' insan neler yapmaz ki! İlham perisiyle baş başa kaldım diyen yazar/şair/ müzisyenler mi dersin, kimseye dökemediği dertlerini geceye fısıldayanlar mı dersin, gündüzleri ders çalışamayıp gecenin koynunda uyuklayıncaya kadar ders çalışan öğrenciler mi dersin... Hepsi ama hepsi gecenin gücüne , büyüsüne inanmıştır.
Peki, gece bunları yaparken en çok neler yardımcımızdır? Radyo dediğinizi duyar gibiyim.Radyonun büyüsü gece ayrı bir güzeldir. Yumuşak bir ses, duygusal şarkılar alır götürür sizi. Çaysız da olmaz diyeceksiniz sanırım. Bir zamanlar bir şiirimde şöyle demiştim: " Gün geceye karıştığında / şarkım, şiirim ve çayımdır en iyi dostum. (...)" Gerçekten gece bir demlik çay, şiirle iyi gider!
Gece, insan kendini de dinler. Gün ışığında hayatın getirdiği koşturmacada insan kendini dinleyemiyor. Gece kendimizi dinleyip hayatımızı daha güzel hale getirecek kararlar da alabiliriz.
Velhasılı gece, tüm dinginliğiyle bizi çağırıyor.
2 Şubat 2017 Perşembe
"ÖĞRETMENİM LÜTFEN BU KİTABI OKUR MUSUN" KİTABI ÜZERİNE
*"Öğretmenim Lütfen Bu Kitabı Okur musun !.." Kitabıyla ilgili ilk izlenimlerim.
"Bir kitap okudum , hayatım değişti." derler ya; galiba ben de okuduğum son kitaptan böyle etkilendim.
Kitaptaki konuların bazılarını daha önce değişik yazarlardan farklı bakış açılarıyla okumuştum, bazı düşünceleri önceden biliyordum; ama Hasan Yılmaz'ın eseri yine de farklı, harikulâde...
Kitap, insana öğretmen olmanın hazzını yudum yudum hatırlatan, öğreten bir eser. Okuyunca öğretmen olduğum için bir kez daha gurur duydum.
Kitapta akıcı bir üslupla öğretmenliğin güzelliği, öğretmen yanlışlarının nelere mâl olduğu, iyi bir öğretmen olmanın gerekleri, her şeyden önce 'insan', 'insan öğretmen' olmanın gereği sevgi dolu bir dille anlatılmış. Yazar, zaman zaman tekrara düşse de (ki bunun sebebini açıklamış) eserden sıkılmak mümkün değil.
Okurken kâh öğrencilik yıllarıma gittim kâh ilk öğretmenlik günlerime, acemiliklerime gittim; kâh hüzünlendim kâh güldüm... Ama kesinlikle eğlendim.
Kıymetli Hasan Yılmaz Hoca'mızın kitabı tüm meslektaşlarımın elinin altında bulunacak bir kaynak niteliğinde. Kendisine bize bu güzel eseri kazandırdığı için binlerce teşekkür ederim...
4 Mart 2003 /İzmir
Not:Kitaptaki olumsuz şeylerin çoğunu yapmadığım, eğlenceli eğitimi uyguladığım için ayrıca sevindim.
31 Ocak 2017 Salı
TÜRKÇENİN SÜT DİŞLERİ
“Yunus ki süt dişleriyle Türkçenin /Ne güzel biçmişti gök
ekinlerini (…) “ diyor Cemal Süreya. Bir şairden başka bir şaire söylenebilecek
en güzel , en orijinal övgü mısralarından biri.
Cemal Süreya, bu iki mısrada Yunus’un Anadolu Türkçesindeki yerini ne
güzel özetlemiş. Yunus, yaşamının
üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen hâlâ bir derviş edasıyla, çağlar ötesi
bilgeliğiyle bize seslenmeye devam ediyor. Yıllardır hemen her yaz Yunus’u
yeniden okuyup kendimce “Yunus ırmağında
yıkanırım.” Yunus okumak yaşadığımız çağın çok uzaklarında, bambaşka dünyaya
gitmek benim için.
Peki neden Yunus,
Türkçenin süt dişleridir? Sadece bir çığır açtığı için mi? Döneminin dil
özelliğini en güzel şekilde yansıttığı için mi? Bunlar var tabii ki ama Yunus’u
Yunus yapan şiirlerinde hep “bir çocuk saflığıyla” birliği, şartsız sevgiyi
,hoş görüyü, insan olmanın
erdemini, bir gönle girmenin yüceliğini anlatmasıdır.
Malumdur, çocuklar şartsız, hesapsız sever. Büyüdükçe öğrenir hayatı. Bence Yunus
hep çocuk kalabilmiş ; bunu şiirlerinde yansıtmıştır.Mustafa Tatçı’nın
deyişiyle “ Yunus’u okurken karşımıza ,
sade, masum ve ruhu şefkat dolu bir dervişin İlahi bir lisanla konuştuğunu
hissederiz; zaten bu sebebledir ki, Yunus daha yaşadığı çağda yayılmış, haklı
bir şöhrete kavuşmuştur."
“İşitin ey yârenler aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül meseli taşa benzer."
Aşk’ı bu derece güzelleştirmek ancak Yunusça bir
söyleyiştir herhalde. Aşk güneştir; çünkü güneş durmaksızın sıcaklığıyla
bizleri aydınlatır. Tasavvufa göre hakiki âşıklarda Allah aşkıyla etraflarını
aydınlatır. İçinde sevgiyi, aşkı taşımayan kişi de taş misali, cansız ve
soğuktur. Yunus şiirlerinde hep bu mısrada olduğu gibi aşksız hiçbir şeye
ulaşılamayacağını anlatmıştır.
“Ey dost seni severim can içre yerin vardır
Dün-gün uyumaz oldum acayip halim vardır.”
Bu mısralarda Anadolu’da yaşayan herhangi bir kişinin saf,
temiz Türkçesi yok mudur? Yunus , en saf haliyle halktır. Yunus, Türk halkının Allah sevgisini, engin hoş görüsünü, hayata bakışını anlattığı için “süt dişidir
Türkçe’nin.” Nihat Sami Banarlı
üstadımız “ Yunus, insan olan herkese
karşı; fakir , zengin, Hristiyan ve Müslüman ayırımı yapmayan engin sevgiyle
bağlıdır.” diyor ve bu sevginin insanın Allah’tan bir
parça olmasından geldiğini ve ondaki aşkın, heyecanın Musa peygamberin konuştuğu
çobanın gönlüyle aynı saflıkta olduğunu belirtiyor.
“Taştın yine deli gönül
Sular gibi çağlar
mısın
Aktın yine kanlı yaşım
Yollarımı bağlar mısın
Nidem elim ermez yare
Bulunmaz derdime çare
Oldum ilimden avare
Beni bunda eğler misin”
Yunus’un gönlünü taşıran sevgi, mısra mısra Türkçenin süt
dişleri olmuştur. Bu şiirler herkesin Türkçe şiir, güzel olmaz dediği bir
dönemde çağları aşan bir sesle pekala Türkçe şiir de yazılabileceğini
göstermiştir.Yunus Emre, Anadolu’da Ahmet Yesevi geleneğini yerleştiren kişi olmuştur. Yesevi
de tıpkı Yunus gibi Hakk aşkıyla, gönlünden çıkanları hikmetlere dökmüştü.
“Ne hoş tatlı Hu adı
Seher vakti olunca
Baldan tatlı Hu adı
Seher vakti olunca”
Yunus da “canlar canını” bularak hocasının yolundan
gitmiştir.(“ Canlar canını buldum/Bu canım yağma olsun. …”)
Yunus Emre, yaktığı
ışıkla bugünü de aydınlatmaya devam ediyor ve her daim canlı diliyle yeni
okurlarını bekliyor.
TÜRK ŞİİRİNİN ÖZGÜN SESİ ATTİLA İLHAN ve MEMLEKETİMİN BEREKETLİ KADINLARI İNCELEMESİ *
Attila İlhan, Türk şiirinin en özgün ve en
çarpıcı seslerinden biridir. Onun şiirinde Türk şiirinin bütün birikiminin yanı
sıra Batı şiirinden de izler vardır. Bu yönüyle Attila İlhan şiiri, bütün bunları içeren bir “birleşimdir.”
Özellikle Türk şiir birikiminden ustaca
yararlanmıştır. Örneğin, “müjgan’a aşk şarkılarında “(1) Divan şiirinin
şarkı türünden yararlanan şair; “zehra kardelin” (2) şiirinde masal tekniğinden
yararlanır. Çokça öne çıkmayan bu şiirde çağdaş bir masal formunda sevgisini
anlatır: “akşam oldu yine bastı karalar/varıp yıldızların kapısını çaldım
açtılar/yıldızlar uyanıp gözlerimden geçtiler (….) dağ dağa kavuştu/ben sana
kavuştum zehra kardelin (….) açıl susam dedin açıldı kalbimin kapıları/kırk
haramiler yol verdi sana (…) nur yüzüne yüzün aydınlığa dönsün /kalbim bir yol
sana gitmiş zehra kardelin “ .Bu şiiri
okurken adeta çocukluğumuzun masal dünyasına
gideriz. Attila İlhan bunu şiir
dilinden ödün vermeden ustaca sağlamıştır. Ayrıca destansı söyleyişler içeren
“ç koçaklaması, cebbar oğlu mehemme, mehmed sıradağları” gibi şiirlerde halk
şiirinin koçaklama geleneğinden yararlanmıştır. Bunu “ yasak sevişmek” (3) teki“ç koçaklaması”
için meraklısı için notlar (s.126-127) kısmında kendisi de “türk göçünün heybet
ve dehşetini fark etmeyeyim mi?(..) yazılsa yazılsa her şeyiyle türk olan bir destanla yazılır” diyerek
belirtiyor. Ahmet Kabaklı da bu şiirlerde
Dadaloğlu, Köroğlu, Kul Mustafa gibi halk şairlerinin yiğitçe söyleyişlerine
yaklaştığını yaslandığını belirtiyor.(4)
Şiirde söyleyişe verdiği önemle diğer
toplumcu şairlerden ayrılan şairin en önemli özelliklerinden biri geniş,
orijinal bir imge dünyasına sahip olmasıdır. “sarışın türkçe” “tutsak ustura
ağzında yaşamak”, “akşamların bir roman gibi bitmesi” gibi söyleyişler onun
şiirinde uçuşan imgelerden bazılarıdır. Bu bakımdan saf şiir anlayışına yaklaşan Attila İlhan
şiiri estetik formu her zaman gözeten bir tarzdadır.Şükran Kurdakul, şairin
şiirinde yaratmak istediği coşku
fırtınasını sürekli kılmak için “lacivert kanatlar”, “şimşeklerin kılıncı”,
“şarap rengi şafak” gibi tamlamalardan yararlandığını belirtiyor. (5) Bu durum öncülüğünü onun yaptığı Mavi dergisi
etrafında toplanan şairlerin bir özelliğidir.Onlar, “şiirin bütünüyle açık olamayacağını, anlam
kapalılığını şiiri düz yazıdan ayıran en önemli özellik olduğu görüşündedirler.”
(6) Attila İlhan ve arkadaşları Garip şiirine karşı çıkışlarıyla edebiyat dünyasında
ses getirmişlerdir. Kendisi “sisler bulvarı”nda şöyle diyor:“üzerinden yirmi
yıldan fazla bir zaman geçtiği için, rahatlıkla söyleyebilirim.bu
şiirler,inanılmaz derecede etkili olmuşlardır.garip şiiri’nin ülkemizdeki
saltanatını sarsan bunlardır.ozanların üzerinde de epeyce etkileri oldu sanırım.bunu
asım bezirci’nin kaleminden okumanız daha doğru olmayacak mı?bakın ne demiş:
“…attilâ ilhan, sisler bulvarı’ndaki şiirlerle türk şiir tarihinde ‘kendine
özgü’ bir çizgi çeker.bu çizgi öylesine yeni ve güçlüdür ki birçok şairi peşinden sürükler.” (7) Bu özgün
şiir anlayışıyla kimileri hep eleştirse de “romantizmden ödün vermeyen bir
toplumsal gerçekçiliğin” öncülerindir.
Attila
İlhan’ın şiirlerini tematik olarak incelersek bireysel ve toplumsal temaların hep iç içe
gittiğini görürüz ama nedendir halk
arasında bireysel şiirleri daha çok bilinmiştir. Edebiyatla biraz ilgisi
olanlar “ben sana mecburum” şiirinden bir bölümü hemen mırıldanırlar. Elbette
bireysel duyarlık içeren “ yağmur kaçağı, pia, üçüncü şahsın şiiri…” gibi
şiirleri önemlidir. Ancak o aynı zamanda, “yorgunlar sendikası, ç koçaklaması,
cebbar oğlu meheme, mustafa kemal, kadınlar havası” gibi şiirleriyle de
toplumsal duyarlılıktan uzak kalmamıştır. Sanırım bu, biraz da “popüler olana ilgiden”
kaynaklanıyor. . Aslında başından sonuna dünya görüşüne bağlı kalan, onu kuru
sözlerle değil kimi zaman en bireysel şiirlerinde de kullanan bir şairdir. “suna
su için koşma” için ‘meraklısına notlar’da şöyle diyor: “özlem şiiri mi? Belki. Yalnız ucundan
kıyısından, ‘aydınlığı sevdiğimi’ söylememe ne demeli? O yıllarda aydınlık da,
güneş gibi, gelecek iyi günlerin, dolaylı olarak ‘sosyalizm’in simgesiydi.” (8)
Attilâ İlhan’ın şiir ve sanat
anlayışını “Hangi Edebiyat” ve şiir
kitaplarının sonundaki “meraklısı için notlar” kısımlarından kendi
ağzından takip edebiliriz. Özellikle “meraklısı için
notlar” önce şiirlerin yazıldığı dönemle ilişkisi, sonra bölüm bölüm şiirlerin
hangi ortamda, nerede, niçin yazıldığı şairin poetikası vb. bakımlardan
edebiyat araştırmacıları için önemli değerlendirmeler, “otokritikler” içerir.
Şair,inceleyeceğimiz “ kadınlar havası”(9)
şiirinde Türk kadının durumunu çarpıcı bir biçimde dile getirmektedir. “yağmur
kaçağı”nın ‘meraklısı için notlar’ında bu şiir için şöyle der:” hannelise,
maria, zehra, suna,vs…bunlar şehirli, hatta yabancı kızlar öyle mi?aynı
günlerde, “kadınlar havası”nı yazıyorum, alın size memleketimin kadınları,
içinde yaşadıkları ağır koşullar, mutsuzlukları,sömürülüşleri vs.” (10)
Şiir, bir kadına (sevgiliye? ) seslenişle
başlar: “bir sen değilsin ki zeliha’da var”. Bu sesleniş , Faruk Nafiz’in
“Sanat” şiirini hatırlatır. “Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek.” Faruk
Nafiz , “Sanat”ta sadece İstanbul ve Batı’nın güzelliklerini işleyen
sanatçıları eleştirirken Attila İlhan da seslendiği kişiye Anadolu kadınlarını
hatırlatır. “bir sen değilsin ki zeliha da var/ zeliha’nın çığlık çığlığa
doğurmuşluğu /bir baş soğan gibi kırılmışlığı/ümmühan da var bir sen değilsin
ki .Şair Anadolu kadının ezilmişliğini Zeliha’nın çığlık çığlığa doğurmasıyla
simgeleyerek başlamıştır şiire. “bir baş
soğan gibi kırılmışlığı “dizelerini okuyunca bugün de kadının konumunun pek çok
yerde değişmediğini üzülerek fark
ediyoruz.
Bu
hatırlatış sadece bugün değil , geçmişi de kapsar. “ardemis’in kan kırmızı
sarhoşluğu” dizesiyle Artemis efsanesine gönderme yapar. Bu kadınlar, şairin
başını döndüren sevgi, saygı uyandıran analarımız, kız kardeşlerimizdir. Şiirin
devamında şair, sıkça kullandığı öyküleme tekniğiyle memleketimin bereketli
kadınları diyerek onları anlatmaya devam eder. Onlar dağda, bayırda, tarlada,
evinde durmaksızın çalışan ama ezilen emekçi kadınlarımızdır.
Kadınlarımızın
ezilmişliğini “göz yaşına ekmek bastığınız cevriye’dir/ beyaz beyaz ağlaması
bilmem niyedir” (…) “hatice nasipsiz keçisini sağıyor/huysuz ağa hatice’yi
sağıyor/zühre hatice’den sıtmalı doğuyor/bunda bir iş var soramıyorum”
dizeleriyle aktarır.
Şiirde
erkek egemen topluma bir isyan, bu duruma tepki, duygusal bir biçimde verilmiştir.
Huysuz ağanın Hatice’yi sağması, kadının bir eş olarak görülmeyip sadece cinsel
bir meta olarak görülmesini eleştirir.
Âttila İlhan şiiri yazdıklarıyla,
notlarıyla bizleri çağırmaya devam ediyor. Gönül ister ki, gerçek
edebiyatseverler onu sadece birkaç şiiriyle değil her yönüyle okusun,
yorumlasın…
Serkan
ELDEMİR
*Bu yazı Mavi Yeşil dergisi 96.sayısında (Kasım-Aralık 2015) yayımlanmıştır.
Not:Yazıda
, alıntılarda Âttila İlhan’ın orijinal yazım noktalama anlayışına bağlı
kalınmıştır.
KAYNAKÇA:
1.Yasak
Sevişmek,Attilâ İlhan, Ankara:Bilgi Yayınevi,2001,sf.86-89
2.Yağmur
Kaçağı,Attilâ İlhan,İstanbul:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,2014,sf.24,25
3.
Yasak Sevişmek,sf:126,127
4.Türk
Edebiyatı Tarihi, Ahmet Kabaklı,İstanbul:Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları,4.cilt
sf.182
5.Çağdaş
Türk Edebiyatı,Şükran Kurdakul,Ankara:Bilgi Yayınevi,3.cilt,sf:291
6.www.edebiyatogretmeni.org/maviciler
7.
Sisler Bulvarı, Attilâ İlhan,İstanbul:Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları,2015,sf.147
8.Yağmur
Kaçağı,Âttilâ İlhan,İstanbul:Türkiye İş Bankası Yayınları,2014,sf:77
9.age.,sf:51,52
10.age.,sf:86
2 Ağustos 2012 Perşembe
YAZ ve KİTAPLAR
Yaz tatili deyince öteden beri aklıma kitaplarımla daha çok baş başa kalacağım gelir. Çocukluğumdan bugüne en çok yazları okudum herhalde.
Yazın tatlı sıcağında farklı dünyaların açıldığı ferahlatıcı bir kapıdır kitap. Öğlen uykularının vazgeçilmez yoldaşı da kitaptır.Satır aralarında dolaşırken bir bakmışsınız gözleriniz kapanıvermiş.Hele çocukluğun o masum dünyasında kitap seni alır götürür, annenin içeriden yemek için seslenişini bile duymazsın.Çünkü sen o anda belki bir Kemalettin Tuğcu romanında "Küçük Boyacı" olmuşsun; belki bir Ömer Seyfettin hikâyesinde "Primo" olmuşsun; belki Keloğlan'la pazara çıkmışsın; belki; Pal Sokağı Çocukları'nda arsa için mahalle kavgasına karışmışsın; belki Pasifik'te bir adadasın; belki... Hepsi de yazın tatlı sıcağınada ılık bir yel gibi ruhunu okşar; fakat yemeğe geç kaldığın için şaplağı da yersin! Olsun!... Hızlıca döke saça annenin uyarılarına aldırış etmeden yemeğini yersin; çünkü macera kaldığı yerden devam edecektir.Ne var ki bu seferde uykuya yenik düşersin maceranın birazı da rüyalar âleminde devam eder.
Yaş biraz daha ilerleyince şiirle haşır neşir olursun Delikanlı duygularına hitap eden şiirler arz-ı endam eder ruhunun en derinlerinde. Artık vakit gecedir.Hep dediğim gibi: "Şiir gece işidir." Gecenin en iyi yoldaşları: şiir, müzik ve tabii ki çaydır... Yaz akşamlarında kimi zaman iki kimi zaman üçlere dörtlere kadar şiirle hemhal olursun.
Velhasılı kitap okumak her zaman güzeldir; ama yazın başkadır.Bugünlerde ne mi okuyorum: Bizim Yunus'un şiirleri, "Paşaların Hesaplaşması" tarih-inceleme (Mustafa Armağan), ve "Son Kuşlar" (Sait Faik)...( Sait Faik'i okumak denizin, kuşların diyarında , Adalar'da gezmek ayrıca yazacağım)
02/08/2012
Kale/DENİZLİ
Yaz tatili deyince öteden beri aklıma kitaplarımla daha çok baş başa kalacağım gelir. Çocukluğumdan bugüne en çok yazları okudum herhalde.
Yazın tatlı sıcağında farklı dünyaların açıldığı ferahlatıcı bir kapıdır kitap. Öğlen uykularının vazgeçilmez yoldaşı da kitaptır.Satır aralarında dolaşırken bir bakmışsınız gözleriniz kapanıvermiş.Hele çocukluğun o masum dünyasında kitap seni alır götürür, annenin içeriden yemek için seslenişini bile duymazsın.Çünkü sen o anda belki bir Kemalettin Tuğcu romanında "Küçük Boyacı" olmuşsun; belki bir Ömer Seyfettin hikâyesinde "Primo" olmuşsun; belki Keloğlan'la pazara çıkmışsın; belki; Pal Sokağı Çocukları'nda arsa için mahalle kavgasına karışmışsın; belki Pasifik'te bir adadasın; belki... Hepsi de yazın tatlı sıcağınada ılık bir yel gibi ruhunu okşar; fakat yemeğe geç kaldığın için şaplağı da yersin! Olsun!... Hızlıca döke saça annenin uyarılarına aldırış etmeden yemeğini yersin; çünkü macera kaldığı yerden devam edecektir.Ne var ki bu seferde uykuya yenik düşersin maceranın birazı da rüyalar âleminde devam eder.
Yaş biraz daha ilerleyince şiirle haşır neşir olursun Delikanlı duygularına hitap eden şiirler arz-ı endam eder ruhunun en derinlerinde. Artık vakit gecedir.Hep dediğim gibi: "Şiir gece işidir." Gecenin en iyi yoldaşları: şiir, müzik ve tabii ki çaydır... Yaz akşamlarında kimi zaman iki kimi zaman üçlere dörtlere kadar şiirle hemhal olursun.
Velhasılı kitap okumak her zaman güzeldir; ama yazın başkadır.Bugünlerde ne mi okuyorum: Bizim Yunus'un şiirleri, "Paşaların Hesaplaşması" tarih-inceleme (Mustafa Armağan), ve "Son Kuşlar" (Sait Faik)...( Sait Faik'i okumak denizin, kuşların diyarında , Adalar'da gezmek ayrıca yazacağım)
02/08/2012
Kale/DENİZLİ
24 Temmuz 2012 Salı
GÜNLÜKLERDEN-RAMAZAN DÜŞÜNCELERİ
Rabb'imize binlerce şükür... Bir Ramazan'a daha kavuştuk...
Rahmet, bereket,mağfiret ayı yine geldi.Bugün-şu gece vaktinde- içim kıpır kıpır.Bu gecenin ayrı bir güzelliği var sanki...Biraz önce televizyonda sohbet,ilahi,Kur'an dinlerken içim bir oldu, ürperdim. Sanki Ramazan bize güzellikleri hatırlatmak için, kendimize gelmek için yaratılmış bir büyük fırsat.Gerçekten de öyle değil mi?
Ramazan gelince hepimizin içi ayrı bir sevinçle, coşkuyla doluyor.En azından benim için öyle. Zaten Rabb'imiz bunun için göndermemiş mi bu mübarek ayı?...
Ne mutlu bizlere ki o mübarek, "görklü" aya bir daha kavuştuk; ne yazık o kimselere ki Ramazan'ın feyzinden nasiplenemiyorlar.
Ya Rabb'im bu mübarek ayda bizden rahmetini, bereketini, mağfiretini esirgeme! Yüceler yücesi peygamberimizin ve senin yolundan ayırma...
6 Kasım 2002/İZMİR
Rabb'imize binlerce şükür... Bir Ramazan'a daha kavuştuk...
Rahmet, bereket,mağfiret ayı yine geldi.Bugün-şu gece vaktinde- içim kıpır kıpır.Bu gecenin ayrı bir güzelliği var sanki...Biraz önce televizyonda sohbet,ilahi,Kur'an dinlerken içim bir oldu, ürperdim. Sanki Ramazan bize güzellikleri hatırlatmak için, kendimize gelmek için yaratılmış bir büyük fırsat.Gerçekten de öyle değil mi?
Ramazan gelince hepimizin içi ayrı bir sevinçle, coşkuyla doluyor.En azından benim için öyle. Zaten Rabb'imiz bunun için göndermemiş mi bu mübarek ayı?...
Ne mutlu bizlere ki o mübarek, "görklü" aya bir daha kavuştuk; ne yazık o kimselere ki Ramazan'ın feyzinden nasiplenemiyorlar.
Ya Rabb'im bu mübarek ayda bizden rahmetini, bereketini, mağfiretini esirgeme! Yüceler yücesi peygamberimizin ve senin yolundan ayırma...
6 Kasım 2002/İZMİR
29 Haziran 2012 Cuma
Günlüklerden- Yaşar Dinlerken
Bilmem kaçıncı defa Yaşar'ı ve "Masal"ı dinledim...
Bilmiyorum var mıdır, başka ruhların da bu kadar uyuştuğu? Bir şarkı, bir ses insanı kendine ne kadar getirir?Hangi şarkı/ şarkılar insanı her dinlediğinde ayrı bir hazla dinlendirir? Bilmiyorum, bilmiyorum!...
Sanırım 'ruh uyuşması' çok önemli, Yaşar şarkıları, o şarkılardaki felsefe, romantizm, aşklar, şiiriyet....
Sanki o şarkıları Yaşar'la beraber yapmışız!... Sanki beraber sevmişiz, gülmüşüz, acı çekmişiz...Garip ama böyle hissediyorum ve bu çok güzel...
Teşekkürler Yaşar bana yaşattığın her güzellik için teşekkürler dostum!...
1
29 Mayıs 2003/İzmir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)